NORMAL OLMAK VARKEN NEDEN MUTLU OLASIN - JEANETTE WINTERSON / 29.09.2018


          2015 yılında kitap fuarından aldığım ve bir nedenle okumayı sürekli ertelediğim, elime her aldığımda daha zamanı değil dediğim bu kitap bende yeni bir düşünceye sebep oldu. Kitapları doğru zamanda okumak gerekli . Özellikle de bu denli etkili kitaplar içinde bulunduğumuz ruh hali ile çok farklı şekillerde algılanabiliyor. Ertelemekle kesinlikle doğru kararı vermişim, çünkü aldığım tarihten bir kaç ay önesine kadar olan o arada okusaydım, içeriği çok başka bir boyutta algılayacaktım ve etkisi farklı olacaktı.
Kitap, yazarın evlat edinilmesinden günümüze kadar olan süreci, tüm samimiyeti ile yazdığı, bir noktada sanki karşınızda anlatıyormuş gibi hissetmenize neden olacak kadar doğal ve samimi hissettiren bir çalışma. 
          Yazar henüz bir bebekken annesi tarafından başka bir aileye evlatlık olarak verilir. Kendisini evlat edinen aile aslında Paul isimli bir erkek çocuğu için görüşmeler yapsada sonuç olarak yazarı alırlar ve bu durum üvey anne tarafında ciddi sorunlara neden olur. Yaşamı, ölümün ön hazırlık evresi olarak gören, oldukça dindar, eve dini kitaplar dışında kitap girmesine hatta okunmasına bile izin vermeyen, aksi durumda bulduğu kitapları yakmaktan çekinmeyen, gerçek anlamda ciddi psikolojik sorunları olan bir anne. Ve bu annenin söylediklerini yapmakla yükümkü gibi davranan bir baba. Evlatlık olduğu her defasında “yanlış beşik” deyimiyle dile getirilen, her gece incilden alıntılar okunarak büyütülen, bir dönem eşcinselliği yüzünden içinde şeytan olduğu iddiası ile kilisede çeşitli işkencelere maruz kalan, annesinin kendisini dövmek istemediği için kemer, sopa ya da hangi yöntemse belirleyip babasına dövdürdüğü ve bir erkek çocuğu gibi yetişen Jeanette Winterson. Bu süreçlerin üzerine birde eşcinsel olduğu gerçeği ile başedemeyen annesi ile 16 yaşında yolunu ayırır. Bir süre bir karavanda, bir süre bir arabada yaşar ve okula devam eder. Bu arada, tüm bu olumsuzluklardan kaçma yöntemi ise kitaplara sığınmaktır. Yaşadığı yerde bulunan kütüphanede alfabetik sıra ile tüm yazarların kitaplarını okumaya başlar. Okumak ona iyi gelmektedir ve iyileştirmektedir. Bir gün oxford edebiyat bölümüne girene kadar bu göçebe hayatı devam eder. Sonrasında ardarda kitaplarını yayınlamaya başlar ve okuyan her kaybolmuş ruh için ilham kaynağı olur. Ve olmaya devam etmektedir.
          Bundan öncekileri bilmeden edindiğim bu kitabı ile tanıştım yazarla. Diğer kitaplarını okumak ister miyim bilmiyorum, kötü olduğundan değil aksine gerçekten o kadar iyi ifade ediyor ki yaşadıklarını. Gerçekliğinden zerre kadar kuşku duymuyorsunuz. Ama bana yeterli gibi hissettirdi. Kitabın başında tanıştığım ve sonunda geldiği yeri gördüğüm kadını sevdim ben. Ve bu haliyle kalsın istiyorumdur belki. Bazen çokta anlam aramamak lazım sanırım, hissedilenler yüklenen anlamlardan daha derin olabiliyor ve ben bu kitapta böyle bir ruh hali içindeydim.
          Yazarın hayata karşı duruşu, bir noktada hayatından vazgeçmesi ve sonra bence çok daha güçlü geri dönüşü. Bunlar bir çok okuyucu için inanıyorum ki ilham verici olacaktır. Bu kitapla ilgili yazabileceğim çok şey var ama onun yaşamını yorumlamak doğru gelmiyor. Kitabı sevdim, ifadelerinin gücünü sevdim, yazarın bu kadar güçlü durabilmesini ve bunu kelimelerle bu kadar iyi ifade edebilmesini sevdim.
          Ayrıca, kitabın ismi ilgilimi çok çekmişti, sonra arka kapaktaki kısa yazı ile almaya karar verdim ama okumaya hazır değildim. Okumaya başladıktan sonra kitap ismini ben çok farklı yorumlamaya başladım. Yaşadıklarından yola çıkarak yazar tarafından anlamlandırmaya çalıştım ve bence yaptımda. Ama bir yerde nereden geldiğini görünce üzülmedim desem yalan olur.
          Bir çok satırın altını çizdim, bir çok yere yorumlar yazdım, bir çok soru ekledim ya da cevaplar yazdım. Benim için bundan daha iyi bir okuma olamazdı. Biliyorum kitap için oldukça sığ bir yorum ama belki okuyunca birileri beni bu konuda anlayacaktır. İnsan bazen söyleyecek şey bulamaz ya onun gibi işte...
Keyifli okumalar...
29/09/2018


ALTINI ÇİZDİKLERİM;

  • Yaşamımın büyük bölümünde çıplak elle dövüştüm. Kazanan, en sıkı vurandı. Çocukken dövülmüş ve asla ağlamamak gerektiğini erkenden öğrenmiştim.”

  • Evimizin ışıkları açık. Babam gece vardiyasında, dolayısıyla annem yatabilir ama yatıp uyumuyor. Bütün gece İncil okuyacak, babam eve dönünce beni içeri alacak, hiçbir şey söylemeyecek, annem hiçbir şey söylemeyecek ve insanın çocuğunu bütün gece dışarda bırakması normalmiş gibi davranacağız.”

  • Evlat edinilen çocuklar kendi kendilerini yaratırlar, buna mecburuz çünkü; yaşamlarımızın başlangıcında bir noksanlık, bir boşluk, bir soru işareti vardır.”

  • Bir şeylerin eksik olduğu duygusu sizi asla, hiçbir zaman terk etmez – terk edemez, etmemeli de, çünkü bir şey gerçekten eksiktir.”

  • Kızgın bir nefret değil, insanı içten içe kemiren, zehirli, uysal bir içerleme...”

  • İçim çoğu zaman hiddet ve çaresizlikle dolup taşardı. Daima yalnızdım. Buna rağmen hayata sevdalıydım.”

  • Kapı üzerime kilitlenip dışarıda bırakıldıysam ya da en gözde cezayı yiyip kömürlüğe kapatılmışsam, öyküler uydurur, soğuğu ve karanlığı unuturdum. Bunlar hayatta kalmanın yolları biliyorum ama belki de tamamen kırıldığını, arızalandığını inkar etmenin, yadsımanın bir yolu...”

  • Mutlu anlar harikadır, ama mutlu anlar geçip gider – geçip gitmek zorundalar- çünkü zaman geçer.”

  • Dünyada hiç ilgilenilmemiş bu yüzden de bir türlü büyüyememiş bu kadar çok çocuk olduğu için üzgünüm. Yaşlanıyorlar ama büyümüyorlar. Bunun için sevgi gerek.”

  • İki tür yazma eylemi olduğunu fark etmek epeyce zamanımı aldı: bir senin yazdığın, bir de seni yazan. Seni yazan tehlikeli. Gitmek istemediğin bir yere gidiyorsun. Bakmak istemediğin bir yere bakıyorsun.”

  • Yuva benim için sorunlu bir kavramdı. Ne düzeni temsil ediyordu, ne de güveni sağlıyordu.”

  • En iyisi mesafeye ve mahremiyete duyduğum, ölçüsü tamda belirlenmemiş gereksinimi olduğu gibi kabul etmek.”

  • Sevgi güvenilmez bir şeyse, sen de bir çocuksan, sevginin doğasının – niteliğinin- güvenilmezlik olduğu sonucuna varıyorsun. Başlarda aldığın sevgi zihnine yerleşen sevgi kavramı oluyor.”

  • Kendi yaşamımızda birer sığınmacı gibiydik...”

  • Her oyunda mutlaka bir joker vardır. Benimde kitaplarım vardı. Sahip olduğum en önemli şey de kitapların sağladığı dildi. Güçlükleri söze dökmek için bir üslup.”

  • En tehlikeli, en istikrarsız günlerimde bir kitap sayesinde dengemi buldum ve kitaplar birer sal misali beni kurtardı, beni sırılsıklam, darmadağın eden duygu gelgitlerinin üstünden aşırdı...”

Orjinal Adı: Why Be Happy When You Could Be Normal
Yazar : Jeanette WINTERSON
Sayfa Sayısı : 215
Yayınevi : Sel Yayıncılık
Yayın Tarihi : 2015
Çeviri : Püren ÖZGÖREN
Tür : Deneme




                                                                                                                                        

YAZAR HAKKINDA;
1959’da İngiltere’nin Lancashire kentinde doğdu. Halen Londra’da yaşamakta ve hayatını yazarlıkla kazanmaktadır. İlk romanı Oranges Are Not The Only Fruit büyük başarı kazanmış ve sinemaya uyarlanmıştır. Öteki kitapları arasında Written On The Body, Boating For Beginners, Sexing The Cherry (Vişnenin Cinsiyeti, İletişim 1994) ve Art and Lies sayılabilir. The Passion (Tutku), 1987 John Llewellyn Rhys ödülünü kazanmıştır.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönderme