BİR KADININ YAŞAMINDAN 24 SAAT - STEFAN ZWEIG / 18.09.2018


      “Korku” yu bitirdikten 2-3 gün sonra okuduğum bu kitapla birlikte Zweig bende çok daha fazla yer edinmeye başladı.
      Bu kitabında yine kahramanımız bir kadın ve yine oldukça kısa bir eser. Zweig'ın eserlerindeki sayfa sayılarına takılmamam gerektiğini “Korku” da net bir şekilde anladım. Çünkü her anlamda o kadar güçlü ve detaylı tasvirleri var ki, hem karakterlerin iç dünyalarında ki o inanılmaz derinliğin içinde hem de tasvir ettiği mekanda hissetmemek mümkün değil. Bu noktada sayfa sayısı önemini tamamen yitiriyor.
     Anlatıcımız arkadaşları ile Riviera'da bir pansiyonda kalmaktadır. Daha sonra aralarına, kendisini pekte tanımadıkları ama tanıdıkça hayran kaldıkları genç bir adam katılır. Yine derin ve keyifli sohbetlerin yapıldığı bir akşam büyük bir skandal (!) yaşanır. Pansiyonda kalan, evli ve iki çocuklu bayan Henriette ile herkesi kendine hayran bırakan o genç bey birlikte kaçmışlardır. Bir süre tüm sohbet konuları bunun üzerine olur ve bu süreçte yalnızca anlatıcımız bayan Henriette'i yargılamaz, aksine sonuna kadar savunur. Bu sohbet arkadaşlarının içinde bulunan ve yaşlı bir bayan olan bayan C. ise bu savunma durumundan yola çıkarak yıllarca içinde sakladığı ve kimseyle paylaşamadığı büyük bir sırrını paylaşmaya karar verir. Amacı aslında kendini özgür kılmaktır. Anlatıcımız bunu büyük bir onur duyarak kabul eder ve bu şekilde yine bambaşka bir ruhsal alemin kapıları aralanır. Bayan C. nin eşi öldükten sonra, evde kalmamak için sürekli gezme kararı ile gittiği Monte Carlo'da yolu genç bir kumar düşkünüyle kesişir. Bu karşılaşmayı bir çift ele ne kadar çok anlam sığdırılabileceğini görerek okuyoruz. Ve sonrasında herşeyini kumarda kaybeden bu genç adamın vücut dilinden, kendi ölümüne doğru yola çıktığını anlar. Buna göre göre izin vermek istemez ve onun peşinden gider. Amacı ona yardım etmektir ama vardığı ilk nokta hayatından vazgeçmiş bir adamda yeniden yaşama dönmesi olur. Bir taraf kelimenin tam anlamıyla hayattan vazgeçmişken diğer taraf onda hayatı bulur ve inandığı tüm doğruları, inançları herşeyi bir kenara bırakıp bu hayatı yaşamak ister. Ancak hiçbirşey düşündüğü gibi olmayacaktır.
     Bayan C.'nin iç dünyası ve ifadelerinde gördüğüm, hayatımız boyunca inançlarımızla, çevremizden gördüklerimiz, öğrendiklerimiz ve deneyimlediklerimizle çizdiğimiz o keskin çizgilerin bir anda nasıl kaybolabildiği oldu. Tüm o mutsuzluğu ve kaçışlarına, içinde uyanan tutku ile kendince bir son vermek istediğinde ise o çizgilerin onu muhtemelen tehlikelerden nasıl koruduğuda insanı ikilemde bırakan yanı sanırım. Güvenli bölgede kırılmadan süren bir yaşam mı ? Duyguların peşinden gidip risk almak mı? Bu soruya bir cevap aramıyor kitap, bunlar benim sorularım oldu. Bayan C. için bir diğer ihtimal bu adamı kaderine terketmek olacaktı ama o zamanda mutlaka farklı biri olarak yaşayacaktı. Yaşadığımız her kötü olay bizden birşeyleri eksiltirken aslında başka şekillerde katkı sağlıyor. Ve tam tersi içinde geçerli bu tabi. İşte böyle, kitabın konusu geçmişte bir anısını anlatan yaşlı bir kadın gibi görünürken insan kendini değişik sorular içinde buluveriyor. Kesinlikle Zweig'ı sevmemin en büyük nedenlerinden biri bu. Bir diğer nedense kesinlikle tasvirlerindeki derinlik ve yarattığı gerçeklik hissi.
     Korku'yu okurken, Zweig'ın, bir kadının iç dünyasına bu denli hakim oluşuna, bu denli iyi tanımlayıp ifade edişine gerçekten hayran kalmıştım. Bu eseriyle birlikte bu hayranlığı katlamış olabilirim. Tamam, karmaşık görünebiliriz ama bilimsel olarak bakınca öngörülemez ya da anlaşılamaz değiliz. Zweig ise tüm bu profesyonel tanımları aslında anlayabileceğimiz şekilde ve satırlar süren tasvirlerle anlatıyor. Bana, bayan C. nin kalbini, ruhunu tüm detaylarıyla bu kadar güzel açabilmesi kesinlikle gerçek bir yetenek olduğunun göstergesidir.
     Ayrıca son bir detay eklemek isterim ki bence önemli; yazıldığı tarihlere baktığımızda gerçekten çağının ötesinde bir fikir insanı olduğu oldukça açık diye düşünüyorum. Aldığı felsefe eğitimininde bunda kuşkusuz rolü vardır. Bu eserde, cinsellik konusunun ahlak kuralları dışında tutulup öznelleştirilmesi, kişi tercihlerine saygı duyma boyutunda ifadesi ve cinsiyetçilik karşısında duruşu, yazıldığı tarih düşünüldüğünde oldukça etkileyici bir bakış açısı ve düşünce şeklidir.
     Ruhlarımızdan, kalplerimizden, duygularımızdan, dünyalarımızdan birşeyler bulabileceğimiz; bizden... Yargılamadan, olduğu gibi, yazdığı gibi, hissettirdiği gibi...

Keyifli okumalar.
18/09/2018


Yazar : Stefan ZWEIG
Sayfa Sayısı : 96
Yayınevi : İndigo Kitap
Yayın Tarihi : 2018
Çeviri : Ogün Duman
Tür : Öykü


ALTINI ÇİZDİKLERİMDEN;

  • "Bir kadının,hayatının bazı anlarında istemeden ve farkında olmadan bazı gizli güçlerin esiri olabileceği gerçeğini reddetmesinin altında; insanın kendi iç güdülerinden,doğasındaki şeytanlıklardan korkmasının yattığını, bazı insanların kendilerini "kolay baştan çıkarılanlar"dan daha güçlü,daha namuslu,daha temiz hissetmekten zevk aldıklarını söyledim."
  • "Ben şahsen bir kadının özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılmasını, genellikle alışılageldiği üzere, kocasının kollarında onu kapalı gözlerle aldatmasından daha dürüst bulurum."
  • "Tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.”
  • Beklenmedik şeyler yaşamış bir insan için ‘imkânsız’ sözcüğünün anlamı kalmamıştır.”
  • belirli bir hedefi olmayan her hayat bir hatadır.”
  • Minnettarlık, insanlarda bu duyguyu görmek çok enderdir ve özellikle en çok minnet duyan insanlar bu minnetlerini ifade edemezler, şaşırmış bir şekilde susarlar, utanırlar ve bazen duraklarlar, duygularını saklamak için.”
  • Kibirle, şımarıkça, ruh, fikir, duygu dediğimiz, ıstırap dediğimiz şeylerin aslında ne kadar da zayıf, zavallı, acı veren şeyler olduğunu korkuyla hissediyorum, çünkü bunlar en üst düzeyde bile olsa acı çeken, kıvranan insan bedenini tamamen yok edemiyor.”
  • Beni o kadar çok yaralayan şey, hayal kırıklığıydı.”
  • Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun o küçücük cüssesiyle çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve kanda içten içe ilerler her zaman.”





                                                                                                                                             

YAZAR HAKKINDA;
Ülkemizde Satranç adlı kısa öyküsüyle ve psikolojik tahlillerle desteklediği muhteşem biyografi eserleriyle tanınan Avusturyalı roman, tiyatro, biyografi yazarı ve gazeteci Stefan Zweig, 28 Kasım 1881 yılında Viyana’da doğdu. Stefan Zweig kitapları birçok türde kendilerinden söz ettirmektedir. Zweig; öykü, roman, ve tiyatro oyunu dışında biyografi ve deneme kitapları da yazdı. Stefan Zweig eserleri arasında ayrıcalıklı bir konumda olan biyografilerde yazar; edebiyat, felsefe ve siyaset alanında öne çıkan isimlerin hayatını kaleme aldı. Bu biyografiler arasında “Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski”; “Kendi İçindeki Şeytanla Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche”; Marie Antoinette, Magellan, Amerigo, Fouche, Erasmus, Stendahl eserleri dikkat çekmektedir Stephen Zweig, II. Dünya Savaşı yıllarında Avusturya’nın İlhakı (Anschluss) neticesiyle Yahudi asıllı olması nedeniyle ülkesinden sürüldü. Sürgündeki ilk hayatına İngiltere’deyken başlayan yazar daha sonra Brezilya’ya gitti ve 2. Evliliğini yaptığı Lotte Altman ile Rio de Janeiro’ya yerleşti. Yazar, Hitler’in getirdiği faşist dünya düzeninin değişmeyeceğini sanarak büyük bir kedere ve umutsuzluğa kapıldı ve eşiyle birlikte intihar etti.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönderme