MARTI JONATHAN LIVINGSTONE - RICHARD BACH / 30/04/2018


      1998 yılında okuduğum kısacık ama dopdolu, inanılmaz iyi bir kitap. Yakın zamanda da kızıma okudum ve üzerinden geçen onca zamanda bende bıraktığı etkinin hiç değişmediğini gördüm. Kitap      Richard Bach tarafından 1972 yılında yazılmış. 
     Martı Jonathan ailesi ve sürüsüyle birlikte yaşayan ama bir türlü onlar gibi olmayı beceremeyen ve bunu da zaten istemeyen bir martı. Tüm martılar avlanmak ve karınlarını doyurmak peşinde sıradan ve rutin bir hayat yaşarken Jonathan bir martıdan beklenmeyecek (!) istekler peşindedir. Daha yükseğe uçabilmek, daha hızlı dalış yapabilmek gibi istekleri vardır ve tüm gününü bu hedeflerine ulaşmak için çalışarak geçirir. Ailesi ve diğer martılar sürekli olarak ona kızar, alay eder ama o aldırış etmez ve çalışmalarına devam eder. Bu süreçte yalnızdır, destekleyen ya da ona inanan kimse yoktur ama bunlarda Jonathan'ı durdurmaya yetmez. Ve bir gün martılar konseyi toplanır, Jonathan'ı sürüden uzaklaştırır. O artık istenmeyen ve sürülmüş bir martıdır. Sürekli sorgular, sürü olma halini, yaşamın yemek bulmak ve karnını doyurmaktan ibaret olma halini, çok daha fazlasını yapabileceklerken neden bu kadar küçük düşündüklerini, neden hayalleri olmadığını ve peşinden gitmediklerini. ( Tanıdık geldi mi ? )
Bir süre sonra kendisi gibi başka martılar olduğunu öğrenir, onlar Jonathan'ından çok daha iyidir ve bildikleri herşeyi ona öğretirler. Ve Jonathan bir gün kovulduğu sürüsüne geri döner ve orada da onun gibi olmak isteyen martıları bulup eğitmek ister. Ve bunu başaracaktır.
      Martı Jonathan aslında oldukça iyi kurgulanmış ve kullanılmış bir metafor. Jonathan aracılığı ile hayatlarımızı sorgulayacak bir çok soruya ulaşıyoruz. Jonathan, sürü psikolojisine ters düşerek, inandıklarının peşinden gidip birey olmayı bize çok başarılı bir şekilde anlatıyor. Bir sürüye dahil olmanın ne demek olduğunu, nelerden vazgeçmek zorunda kalınacağını görüyoruz. Ve o tüm bunlara meydan okuyarak yapmak istediklerini başarıp hayatta kalabilmeninde mümkün olduğunu, bu şekilde yaşamanın ne kadar özgürleştirici olduğunu, yaşadıkları ile gözler önüne seriyor. Eğer sürüden farklıysak, onların belirledikleri kurallar, inançlar ve uygun görülen davranışları sergileyerek yaşamıyorsak, ötekileştiriliyor, dışlanıyor ve etiketleniyoruz. Birey olabilmeye giden yol önce özgürleşmekten geçiyor. Özgürleşmek ise bedeli ağır bir eylem. Yine de Jonathan'ın iç dünyası ve yaşadıklarına baktığımızda tarfisiz bir keyif olduğunu düşünüyorum.
     Muhtemelen 1 saatinizi ayırarak hızlıca bitirebileceğiniz ama sonrasında oldukça uzun süreler kafa yorabileceğiniz, yaşamınızı ve kendinizi sorgulama ihityacı yaratan ve bu yönde hareket etmek isteyenler için oldukça motive edici bir kitap. Biraz kişisel gelişim, biraz psikoloji, biraz felsefe...Oldukça iyi harmanlanmış, yormayan ve yeni ufuklar açabilecek bir çalışma. Okunması gerektiğine inandığım birkaç kıymetli kitaptan biri. Kitabın yazılış tarihi (1972 ) ve bugün...Değişen çok şey yok aslında ama bir kelebeğin kanat çırpışı bile fark yaratabiliyorsa her bir uyanışta fark yaratacaktır diye düşünüyorum.

*Ayrıca daha önce okumuş olanlar için bir not; kitaba 4. bölüm eklenmiş, bendeki çok eski bir baskıydı. Yenisini de edinip tamamlamak gerek.

Keyifli okumalar dilerim;

30/04/2018

Orjinal Adı: Jonathan Livingston Seagull
Yazar : Richar BACH
Sayfa Sayısı : 98
Yayınevi : Arkadaş Yayınevi
Yayın Tarihi : 1996
Çeviri : Feride Çiçekoğlu
Tür : Kişisel Gelişim, felsefe, psikoloji


KİTAPTAN ALINTILAR


  • Ne yaptığını bilirsen daima başarırsın.”

  • "Her şey karşıtıyla değerlendirilebilir de ondan. Geceler olmasa, gündüzler bir anlam taşır mı sence? Tutsaklık ürküntüsüdür özgürlüğü anlamlı kılan. Yanlışa yandaşlık etme hakkı sunulmadığı sürece, doğruyu yeğlemenin tadı mı olur. Yanlış erklere hizmet edenlerin bungunluğudur kimilerini esenliği aramak için yollara düşüren.”

  • "Kanatlarınızı yere bağlayan, korkular, kuşkular ve kaygılardı."

  • "Bizler her ne isek, çaba ya da uyuşukluğumuz sonucunda oyuz. Neyi arıyorsak işte onu buluyoruz. Neyi amaç edinmekteysek, varabildiğimiz en uç nokta da orası."
  • "Oysa düşüncelerinize vurulan zinciri koparın, o zaman bedeninizin de özgürlüğe kavuştuğunu göreceksiniz."
  • "yaşamak için ne çok neden var! balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. en önemlisi, özgür olabiliriz, uçmayı öğrenebiliriz.”
  • Yaşamın anlamını, daha yüce bir amacını bulan ve ona ulaşmaya çabalayan bir martıdan daha sorumlu biri olabilir mi? Binlerce yıldır balık kafaları kovalayıp durduk, ama şimdi bir yaşama nedenimiz var; öğrenmek, keşfetmek ve özgür olmak!!”
  • Martı Maynard, kendin olma, gerçek kimliğini bulma özgürlüğüne sahipsin, burada ve şu anda ve hiçbirşey engelleyemez seni. Yüce martı yasası, var olan tek yasa budur.
    – Yani uçabileceğimi mi söylüyorsun?
    – Özgürsün diyorum!”

  • Yaşamın anlamını, daha yüce bir amacını bulan ve ona ulaşmaya çabalayan bir martıdan daha sorumlu biri olabilir mi? Binlerce yıldır balık kafaları kovalayıp durduk, ama şimdi bir yaşama nedenimiz var – öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak!”

                                                                                                                                                                                                 
Richard Bach 23 Haziran 1936 yılında ABD'de doğdu. 1955'te Long Beach State College’e başladı. Kurgu ve hayal konusunda birçok eser yazdı. Kitaplarının çoğunu kendi hayatından esinlenerek yazdı. Hava Kuvvetleri’nde pilot olarak çalıştı. Ardından birçok işe girdi. Kitaplarının çoğunda bir şekilde uçmaktan bahsetti.

1970 yılında; bir martının hikâyesini anlatan kitabı “Martıyı yazdı. Kitap 10.000 sözcükten daha az olmasına rağmen kurgu ve kurgu dışı kitaplar arasında en çok satan oldu. Rüzgarla Uçmak’a kadar en çok satanlarda yer aldı. Bach 1977'de, Martı filmini çektiği sırada, aktris Leslie Parrish ile evlendi. Bach’ın “Sonsuza Uzanan Köprü” ve “Bir” eserlerini etkileyen kişi oldu. 1999'da boşandılar.

Devamını oku »

BİR SOSYOPATIN İTİRAFLARI - M.E. THOMAS / 25.04.2018


      Uzun bir aradan sonra yeniden okumaya başlayabildim. Kitaplara dönüşüm öyle çok sürükleyici bir çalışma ile olmasa da muhtemelen içinde bulunduğum ruh hali ile paralel olarak ilgi çekici geldi. Bir arkadaşımla normal olmak üzerine yaptığımız bir konuşmada bizi “felsefede normal, psikolojide anormal” olarak tanımlamıştım. İki alanda da aynı şekilde tanımlanmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu kitabı okurken zaman zaman sosyopatların bazı konularda bizlere göre ne kadar avantajlı olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Bizler için acı verici olan algılar onlar için hiçbirşey ifade etmeyebiliyor. Bir noktada var olan bir ruhsal sorun, onların derin ve büyük üzüntüler yaşayarak daha büyük acılar çekmesine engel olabiliyor.
      Yazar kitap girişinde de açık bir şekilde belirtiyor, öyle dehşet dolu bir kitap değil bu. Sosyopat olarak tanılanan herkes aynı şekilde yaşamıyor. Kitabı edinme sebebim öncelikle, sosyopat olanın yazarın kendisi olmasıydı. Sıradan birinin böyle bir kitap yazması, ilk elden edinilen bilgi kadar doyurucu olamazdı diye düşünüyorum. 40'lı yaşlarına yaklaşmış, avukat ve öğretim görevlisi olan, aynı zamanda sosyopatlar için bir buluşma noktası olarak hazırladığı bir bloğunda sahibi olan yazar, 293 sayfa boyunca çocukluğundan şu andaki yaşamına kadar hem kaynaklarla, hem yaşadıkları ile sosyopat kavramını en iyi anlayabileceğimiz şekilde sunuyor bize. İlk bir kaç sayfa sürekli olarak zekasının üstünlüğünü, sonrasında empati yeteneğinden yoksun oluşunun ona kazandırdığı ve kaybettirdiklerini, normal olarak adledilen insanların arasında sivrilmemek için onların duygularını ve mimiklerini taklit etmekte nasıl ustalaştığını, ilişkilerini, güdülerini frenlemek için verdiği uğraşları tamamen yalın bir dille anlatıyor. Çalışma arkadaşlarından birinin onun bir sosyopat olma ihtimalinden bahsetmesinden sonra kendi isteği ile bir uzmana gider ve gerekli testleri yaptırır. Sonuç olarak sosyopat tanısını resmi olarak alır. Ve bu tanı ile davranışlarını ve duygu dünyasını artık tanımlayabilmektedir.  Sosyopatlarda aslında hoşuma giden bir kaç özellik olduğunu farkettim, tabi bunları yapabiliyor olmak vicdani anlamda çok mümkün görünmese de zor şartlardan sıyrılabilmek bazende onlar kadar duygulara uzak olmayı gerektiriyor. Kitabın sevdiğim diğer bir kısmı ise aslında hepimizin bir şekilde bir yerlerde onlardan çok daha ağır vakalar olabildiğini görmek oldu. Sosyopat olmayan, empati sahibi kimi insanların bir sosyopata göre daha yıkıcı olabilmesi gibi. Kendimi ve çevremdeki bazı insanları, bazı özellikler nedeniyle zaman zaman sorgulamak durumunda kalmak aslında kitabın bir diğer güzel yönüydü benim için.
     Ben yazarı sevdim, anlatımını, sosyopatik özelliklerini, dürüstlüğünü, açıklığını ve sosyopatlığını kuralları kendine uydurarak yaşama şeklini. Vicdan ve empati yoksunluğu onu duygusuz gibi gösterse de bir noktada sevilme ve kabul görme ihtiyacı var. Ancak bunlar olmadan da gayet rahat yaşamını sürdürebilecek yeterliliği de. Bunun bir artı olduğunu düşünmek beni sosyopat yapar mı bilemem ama öyle düşünüyorum. Burda bence en önemli nokta, yazarın durumunu lehine çevirmedeki tartışmasız ustalığı.
     Öyle alıp elime bir solukta okuyayım diyebileceğiniz bir kitap değil ama alana ilginiz varsa satır aralarında hem sosyopatlara hem normal(!) insanlara dair oldukça fazla bilgi edinmek mümkün. Sosyopatları anlamak bizim için ne kadar zorsa bizi anlamakta onlar için bir o kadar zor...Kitapla ilgili okuduğum ve duyduğum bir kaç yoruma aldırmamıştım, iyi yapmışım. “Yazarın sürekli kendini ve zekasını övdüğü bir kitap” yorumu en sık karşıma çıkandı ancak keşke yazarın zaten bir sosyopat olduğunu atlamasalardı. Onları kibirli bulan bizler ne kadar açık yürekliyiz acaba ?
Keyifli okumalar dilerim;

25/04/2018



KİTAPTAN ALINTILAR

* “Kasvetli,sıradan insanların hiçbir yere varmayan bir yarış içinde olduğu bu dünyada, insanlar ışığa koşan pervaneler gibi sosyopatların çevresinde dolanmakta.”


*“ Özgüvenimin en belirgin işareti karşımdakinin gözlerinin içine bakmam olabilir. Kimileri buna “avı bakışı” diyor. Çoğunlukla aşırı güven,saldırganlık, baştan çıkarma ya da tepeden bakma olarak yorumlanır. Çoğunlukla insanların dengesini bozar ama daha çok tedirgin edici bir hayranlık hissi uyandırır.”

*”Gerçek şu ki, şeytanla pazarlığa oturuyorsanız bunun nedeni başkalarının size daha iyi önerilerde bulunmamış olmasıdır.”

*”Pskopat belirtilerine göz atarsanız bunların siyasetçilerde ve girişimcilerde gözlemlenen özellikler olduğunu fark edersiniz.”

*”Eylemlerden ziyade bir sosoyopatı başkalarından farklı kılan,bizim frenlenemeyen tutkularımız,motivasyonlarımız ve iç dünyamızda kendimizle ilgili anlattığımız öykülerdir. Bu öykülerde suçluluk duygularına ve ahlaki sorumluluğa yer vermezler, yalnızca kendi çıkarları ve varlıklarını sürdürmeleri ile ilgilidir.”

*”Normal insanların duyguları vardır, benimse yok. Suçluluk duygusu, insanlara aslında uymaları gereken toplumsal ya da ahlaki sınırları aştıklarını bildiren kestirme bir yoldur.”

*”İnsanların birbirine davranışlarını taklit ediyorum,aldatmak için değil aralarına gizlenmek için. Saklanıyorum çünkü toplum başka türlü davranmama izin vermiyor.”

*”Oysa sosyopatlar uyum sağlıyor, aslında çoğunlukla başarılı kişileriz. Yalnızca bazen insanların hoş karşılamadığı ve ahlak dışı bulduğu şekilde yaşıyor, düşünüyor ve kararlar alıyoruz. Hoşunuza gitmeyen insanlara nasıl davranmalısınız?”

*”Ebeveynimden çok şey öğrendim.Başka insanların yol açtığı duygusal etkileri sınrılamayı öğrendim. Sevginin son derece güvenilmez olduğunu öğrettiler bana, dolayısıyla sevgiye asla güvenmedim.” 

*”Özellikle ebeveynimin değişken duygusal yaşamı kimsenin beni korumayacağına inanmama yol açtı. Güveni başkalarında aramak yerine kendime güvenmeyi öğrendim. “

*”Bir seçme şansları var, ya benim kontrolüm altına girerler ya da sonuçlarını göze alırlar. Belki tanrı da böyle düşünüyor, bu yüzden bazen çocuklarını öldürüyor.”

*”Gerçek bir güç sahibi olmak isteyen sosyopatlar, en büyük gücün kendilerine karşı kazandıkları güç olduğunu fark ederler.”

*”Duyguları gelişmemiş kişiler aşırı duygusal insanların yanında bozguna uğrarlar. Bu anlamadığınız bir dilde size küfredilmesi gibidir.”

*”Genler riskle ilgili değil, söz konusu olan daha büyük bir duyarlılık yaşanması. Çocukken herşey yolunda giderse yaşamınızı alt üst etmesini beklediğiniz aynı genler sizi daha güçlü ve mutlu kılabilir. Bu kırılganlık değil iyi ya da kötü biçimde etkilenmedir.” Jay Belsky

*”Gotik vampir efsanesinde, gece yaratığının varlığı doğaüstü güçlerle açıklanmakta. Oysa günlük hayatta sosyopatın varlığı çok daha zor açıklanabiliyor. Acaba benim öyküm de bu yüzden sizi düş kırıklığına uğratmış olabilir mi, yani bir efsane değil yalnızca bir insan oluşum...”




Orjinal Adı: Confessions of a Sociopath
Yazar : M.E.Thomas
Sayfa Sayısı : 293
Yayınevi : Say Yayınları
Yayın Tarihi : 2015
Çeviri : Ekin Duru
Tür : Psikoloji












Devamını oku »

CERRAH - TESS GERRITSEN / 21.04.2018


     Bir arkadaşımın deyimiyle gökkuşağı tadında bir kitaplığım var. Genelde ağır olduğunu düşündüğüm kitaplar arasına daha rahat okunan ve sürükleyici kitaplar koymak, okuma durumunun daha rahat devam etmesini sağlıyor. Bu türlerden biri de polisiye gerilim tarzında romanlar. Arada popüler kitaplara da yer vermek gerektiğini düşünüyorum, gerçekten iyi yazıldıkları sürece. Tess Gerritsen ile tanışmam bu kitapla oldu. Ve tabi dedektif Rizzoli ile...Bu kitabı 11 sene önce okumuş olmam şaşırtıcı aslında daha yakın zamanda okumuş gibi hissettim.
     Kitap katilimizin geri dönüşünü müjdelemesi ile başlıyor. 2 sene önce işlenen cinayetlerin sonuncusunda vurulan bir katil ve şimdi aynı şekilde kaldığı yerden devam eden başka bir katil. Bir önceki katili vuran Dr. un yaşadığı kasabada cinayetler yeniden başlıyor, bunun bir tesadüf olmasını beklemiyoruz. Katil daha önce tecavüze uğramış kadınları hedef alıyor ve onları gerçekten oldukça vahşi ritüellerle öldürüyor. Kitapta bu detayların ve aslında en çok katilin iç sesi ile duygularının, düşüncelerinin verilmesini sevdim. İpuçlarını takip eden dedektif Rizzoli ve arkadaşları, cinayetlerini artık seri hale getirmiş olan katilimiz. Klasik bir polisiye gerilim kitabı. Farklı kılan ise oldukça fazla tıbbi detaya yer verilmiş olması ve bu detayların anlayabileceğimiz şekilde ifade edilmesi. Yazar mesleği ile hikayesini gayet güzel ve anlaşılır harmanlamış. Bu bilgiler olayları, kurbanları ve katili daha gerçek kılıyor ve bu da haliyle okumayı daha keyifli hale getiriyor.
     Sürükleyicilik kitabın ilk sayfalarından başlıyor ve bana göre kitabı bitirene kadar huzur bulamıyorsunuz. Katili tahmin etmeye çalışmak bu tarz kitapları okurken belki de istemsizce yaptığımız bir girişim ancak yersiz. Yazarın bizim için sürpriz bir son'u var.
     Bu kitaptan sonra birkaç kitabını daha okudum, ben Dr. Isles 'ın olduğu kitapları daha keyifli buluyorum. Her biri bu kitap gibi sürükleyici ve okuması keyifli kitaplardı.
     Bir ara Rizzoli &Isles adlı diziyi de takip etmedim değil. Hatta ilk defa bir kitabın, tv yapımından çok daha fazla keyif aldım. Karakterler çok uygun seçilmiş ve kitaptan diziye geçmek çok tanıdık ve güzel oldu. Dr.Isles rolündeki Sasha Alexander ise kesinlikle favorimdi. Dvd formatında tüm bölümlerin bir arada olduğu setleri de bulmanız mümkün.
                                         

     Özetle polisiye gerilim türü için detaylar nedeni ile fazladan beğendiğim, iyi bir kitap, sürükleyici ve okunası bir kitap diyebilirim.
Keyifli okumalar,
Sevgiler...


Orjinal Adı: The Surgeon
Yazar : Tess Gerritsen
Sayfa Sayısı : 296
Yayınevi : Doğan Kitap
Yayın Tarihi : 2006
Çeviri : Ali Cevat Akkoyunlu
Tür : Polisiye- Gerilim

                                                                                                                                                                                             
YAZAR HAKKINDA

Dr. Tess Gerritsen 1953, San Diego, California da doğdu. Stanford Üniversitesi'nde antropoloji konusunda lisans yaρtı, Кaliforniya Üniversitesi'nden de tıp diploması aldı. Doğum iznine ayrıldığı sırada ilk romanı Geceyarısından Sonra Gelen Telefon'u yazdı. Romantik gerilim olarak tanımlanan bu kitabı aynı türde sekiz roman daha izledi. New York Timesın en çok satan kitaρ olarak tanıttığı Hasat ile tıbbî gerilim romanları yazmaya başladı. Şu anda Main'de yaşıyor. 



Devamını oku »

İLE - ORUÇ ARUOBA / 19.04.2018


     Birkaç sene önce, hayatımın duygusal olarak dağıldığım bir döneminde, çok kıymetli bir arkadaşımın tavsiyesi ile tanıştım Oruç Aruoba ile. Kitaplığımda fazlaca felsefe alanında kitaplar vardır, ağırdır ama okunasıdır. Ancak en büyük ayıbım bu kadar iyi bir Türk felsefecimiz olduğunu bilmiyor olmam oldu. Oruç Aruoba akademisyen, felsefeci, yazar,şair ve çevirmen'dir. Aruoba okumaya “İle” ile başladım.

     Belki içinde bulunduğum dönemle ilglili olarak oldukça etkileyici ve sarsıcı buldum. Bizlere temelden beri öğretilen, gördüğümüz,duyduğumuz tüm o ilişki kavramı tamamen yerle bir oldu içimde. Başka bir şekil almaya başladı okudukça. Her satır, her kelime hatta Aruoba okurken her bir noktalama işareti bile anlamları, ifadeleri tamamen değiştirebiliyor. Ama sonuçta hep size kalıyor tamamlamak, anladığınız gibi, hissettiğiniz gibi ya da dilediğiniz gibi.
      Kitap 3 bölümden oluşuyor ve aslında adı “İlişki Defteri” olarak geçiyor “Önce- Başlangıçtaki Defteri Getirene” adanıyor. Sonraki bölüm “İlişki Defteri” ve son bölüm “Sonra- Bütün önceki ve sonraki gelerek Getiren'lere / giderek Götüren'lere” adanıyor. Bitmiş bir ilişkinin ardından gidene yazılmış sayfalar geliyor ardı ardına.Her biri içinde sayısız sorular, sorgulamalar, açıklamalar, kırgınlıklar,anılar barındırıyor. Aslında bir noktada o kadar tanıdık ki her bir satır. Her birimiz bir şekilde ilişki-ler içinde olduk, hissettik, yaşadık. Ancak bu kitap bildiğimiz,tanıdığımız o klasik ilişki anlayışının yerine çok daha sağlıklı ve aslında çok daha doğru olduğunu düşündüğüm bambaşka bakış açılarının tohumlarını ekiyor insanın zihnine. Ve siz onları her bir sayfa ile daha da büyütüyor, daha anlamlı hale getiriyorsunuz, büyük oranda farkında olmadan. Tüm bu süreçte okuyucuya da sesleniyor Aruoba. “Ey okur” adı ile aslında 3. kişi olarak okuyoruz kitabı ve Aruoba orada olduğumuzu biliyor. Kaptırıp gidemiyorsunuz okurken, “dur”duruyor ve “düşün”dürüyor. İşte böyle aktif bir katılım içinde olmak çok daha verimli bir okuma sağlıyor. En azından benim için durum kesinlikle öyle oldu. Okuduğum kitaplarda genelde bazı kısımların altını kurşun kalemle çizerim ancak bunda o kadar çok altı çizilesi ifade var ki bir noktadan sonra sadece paragraf yanlarına ünlem koymakla yetindim. Ve çok daha iyisi paragrafların çoğu soru ile bitiyor veya bir sorgulama ile. İşte o noktada da boş bırakılan alttaki kısmı kendim yazdım. Çünkü bana soruyor biliyorum...Yaklaşık 8 sene önce okuduğum aynı kitapta kendi notlarım, o zaman içinde bulunduğum ruh hali ve kavramamla...Şimdilerde kitap yine elimin altında ancak yenisini alıp yeniden tamamlamak istiyorum. Çünkü “İle” sıradan bir ilişkiler kitabı değil, “İle” dönem dönem tekrar okunup, her okumada farklı şeyler bulabileceğiniz “ilişkiler üzerine felsefe”kitabı. İkisi çok ayrı ifadeler benim için. Şimdi bazı yerleri daha farklı algılıyor daha farklı dolduruyorum belki ama kitabın ektiği tohumlar çoktan filizlendi ve büyümeye başladı bile. Onları “İle” ile tekrar sulamam, tekrar canlandırmam gerek...
     Unutuyoruz, hayatın koşuşturmacası içinde bazı şeyleri atlıyoruz, genellemelerin içine katılıyoruz zaman zaman. Yanlış olanları doğru algılıyoruz. Bir röpotajında Aruoba kendisine sorulan;
-“Niye unutuyor insanlar” sorusuna
- “Sosyalleşiyorlarda ondan”
cevabını verir. Ve haklıdırda. İlişkilerin hayatımızın önemli bir parçası olduğunu düşündüğümüzde unutmamamız gerek. Bazı kitaplar öğretmek ve hatırlatmak için var. “İle”kesinlikle onlardan biri. Çok güçlü, çok içimizden ama bir o kadar yabancı bize. Anladıkça, öğrendikçe daha tanıdık, daha bizden, daha biz.
     Felsefe okumayı sevsin ya da sevmesin aslında herkesin okuması gerektiğine inandığım bir kitap. Bu bir kişisel gelişim kitabı değil bu bir “ilişkiler üzerine felsefe” kitabı ve bence aynı zamanda “ilişkiler üzerine bir başucu kitabı”. Anlaşılması zannedildiğinden çok daha kolay sadece biraz çaba, biraz düşünce...

Sevgilerimle;
19/04/2018


Orjinal Adı: İLE
Yazar : Oruç Aruoba
Sayfa Sayısı : 228
Yayınevi : Metis Yayınları
Yayın Tarihi : 1999
Tür : FELSEFE

KİTAPTAN ALINTILAR ( Çok fazla aslında ancak bir kısmını ekleyebileceğim )

  • İnsanca özlemler bu dünyaya uymuyorsa, bozuk olan bu dünyadır, insanca özlemler, değil.”
  • Her insan bir uçurumdur.Başını döndürür kişinin gidip aşağı bakınca.”
  • Belki temel hata sevgiyi bir “duygu” işi olarak görmekte- duygu yanı yok değil; ama bu, bilinçle dengelenmezse- yalnızca duygusal kalırsa- kişinin özgürlüğü pahasına yürüyor. Bu oluşumun en önemli göstergesi, kıskançlık: sevginin tek yanlı yozlaşması...Akıl dışı hale gelmesi,bilgiyi çeler hale gelmesi...Sevginin iki kişinin ilişkisi olmaktan çıkıp, bir kişinin ötekine yönelik bir tutumu haline gelmesi...”
  • İki kişi ilişkilerini olduracak kadar kuramazlar: ama öldürecek kadar bozabilirler,yaptıklarıyla.”
  • Kişilerden birinin, öteki kişinin beklediğini,istediğini,umduğunu, o hiç beklemezken, istememişken,ummazken, gerçekleştirmesi – kendiliğinden, ve ,onun için- Bir armağan, işte!”
  • Sen olarak sen; ben olarak ben- biz...İlişkinin güzelliği, ve, yakıcılığı da, burada.”
  • İlişki için belirleyici olan, senin ile benim zamansal olsak, ne kadar birarada bulunduğumuz değil, yaşamsal olarak,ne kadar şeyi birlikte geçirdiğimizdir- bunun da nicelikle hiçbir ilgisi yoktur."
  • Uçurumun karşılıklı iki yakasından, aynı anda,atlamak; dibi boylarken de, ortada,bir kısa an,elele tutuşmak...Kim bilir, belki de her ilişki, zaten, böyledir...”
  • Olanaksızlıktan yola çıkan ilişki, ne çok gerçeklik katetse de yeniden olanaksızlığa varır,sonunda; son olanaksızlığı da, belki, ulaştığı en son gerçekliğidir.”
  • Sadakat, kişinin kendinde bir kişiye yer ayırması, ve o yeri hep onun için korumasıdır; sadakatsizlik; kişinin o yeri korumasını savsaklamasıdır; ihanet ise; kişinin o yerine başka bir kişiyi sokması"
  • Biz,artık,ayrı olabiliyor idiysek, sen ile ben arasındaki şu “i l e” artık, yok,demekti."

    Ve bence kitabın içindeki en dolu, en kısa ama en uzun ifade;

    "Kendi olarak, sana gelen
    sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
    sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
    kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
    O, işte..."


                                                                                                                                
YAZAR HAKKINDA
Oruç Aruoba 1948'de doğdu. 1973'ten başlayarak Hacettepe, Tübingen, Victoria-Wellington üniversitelerinde akademisyenlik ve öğretim görevliliği yaptı. 1983'te üniversiteyi terketti, Istanbul'a yerleşerek çeşitli yayın kuruluşlarında çalıştı, yazı ve çeviri işleriyle uğraştı. Hume, Nietzsche, Kant, Wittgenstein, Rilke, von Hentig, Celan ve Başo'dan çevirileri vardır.





Devamını oku »

DİNLE KÜÇÜK ADAM - WILHELM REICH / 18.04.2018

   
     Wilhelm Reich, Freud'un öğrencilerinden biri olarak başlamış olsa da yolculuğuna onun gölgesinde kalmadan kendi çalışmaları ile bugün hala adından söz ettirebilmektedir. 2009 yılında bir tavsiye ile edindiğim bu kısacık kitap içinde öyle büyük sorgulamalar, idealler ve farkındalıklar barındırmaktadır ki, 1946 yılında yazılmış olmasına rağmen belki de hiç olamayacak bir ideal insan öğretisidir. Bu kitabı okumuş olmak değil, bu kitaptaki insan olabilmek ancak Reich'in amacına ulaşabilmesi demek olabilir. Onun hala insanlıktan bir umudu olması demek aslında bu satırlardaki onca öğreti ama kendi adıma ben onun kadar umutlu değilim...
     Kitap “Küçük Adam”lara aslında neden küçük olduklarını ve aslında nasıl büyük bir yanılgı içinde olduklarını büyük çoğunlukla oldukça sert ifadelerle anlatıyor. Ve bu küçük adam olma durumundan sıyrılabilmek için ihtiyacımız olan tüm sorgulamaları bir bir öğretiyor. Aile kavramından toplumsal yaşama kadar her alanı kapsayan, tüm bunları bir bir kaleme alırken yaşadıklarından, gördüklerinden ve içinde bulunduğu dönem nedeniyle savaşlardan, soykırımlardan ve bunlardan beslenen büyük adam zannettiğimiz aslında hiçte öyle olmayan insanlardan yola çıkıyor. Gerçekte büyük adam olabilmek için ihtiyacımız olan herşeyi bulabileceğimiz, her bir satırını dikkatle, düşünerek, sorgulayarak okumamız gereken kendisi küçük ama içeriği kutsal sayılabilir bir eser... Bu öğretileri bu kadar net, bu kadar acımasızca, bu kadar sert bir şekilde önümüze koyarken, bizden bir çok alanda geride olan bir zamanda yaşadığını düşününce onun gerçekten büyük bir düşünür olduğunu kabul etmemek imkansız.
     Kitabı okurken altını çizmek istediğiniz satırları bir araya getirdiğinizde neredeyse tamamını çizmek gerekiyor. Her bir satır, her bir kelime çok kıymetli. O yüzden okurken bir noktadan sonra cümlelerin altını çizmeyi bıraktım. Çok seneler geçti üstünden kitabı okuyalı ancak yorum için kitabı çıkardığımda garip bir şekilde tekrar en başa döndüm ve tekrar okumaya başladım. Ama gördüm ki her okuma, geçen yıllarda yaşadığımız değişimlerle birlikte farklı anlamlar kazanıyor. Ancak netice kesinlikle değişmiyor, insan olabilmeye açılan her bir sayfa, bir dönem yapılan tüm sorgulamaları başa alıyor ve yeniliyor. Başucu kitabı olabilecek kadar iyi, her bir satırdan sonra dakikalarca düşünmeye itecek kadar sorgulatan ve bu sorgulamalardan vardığınız sonuçları gördüğünüzde kendinizden ne kadar uzakta olduğunuzu anlamanıza yetecek kadar üstün bir çalışma. Herkesin okuması gerek belki ama herkes anlamayacak. Ben bir nokta da bazı şeyleri aşabilmiş insanların anlayabileceğine inanıyorum. Aslında sayımızın azımsanamayacak kadar çok olduğunu da biliyorum ancak tüm bu değişimleri gerçekleştirebilmek ve hayatımıza uygulayabilmek belki de bundan çok yıllar sonra mümkün olabilecek kadar uzak.
     Kitap sonlara kadar daha sert bir dille yazılmış olsa da son kısımlarda okuyucuya, aslında tüm bu satırların onları daha insan kılabilmek için, küçük adam olmaktan kurtulabilmek için olduğunu hissettirerek daha yumuşak bir şekilde bitiyor. Birkaç alıntı ekleyeceğim ancak daha önce de yazdığım gibi her bir satır kıymetli, bu şekliyle tüm kitabı almak gerek.
     Ve bir öneri de daha bulunabilirim, çevrenizde bu kitabı okuyan insanlarla üzerinde uzun konuşmalar yapabilirsiniz. Bu bazı şeyleri görmeyi ve anlamayı daha kolaylaştıracaktır. Her okuyucu için.
Okunmalı, okutulmalı, her yaşa, her nesile...

Sevgiler;



Orjinal Adı: Rede an den Kleinen Man

Yazar : Wilhelm Reich
Sayfa Sayısı : 154
Yayınevi : Payel Yayınları
Yayın Tarihi : Ekim 2009
Çeviri : Şemsa Yeğin
Tür : Felfese, Psikoloji



KİTAPTAN ALINTILAR

  • Newton hakkında tüm bildiğin ağaçtan düşen bir elma gördüğü, Rousseau hakkında da tek bildiğin tabiata dönme isteginden ibarettir. Darwin'den tek öğrendiğin "güçlü olanın hayatta kaldığı ama soyunun maymundan gelmediğidir" Goethe'nin o alıntı yapmaya bayıldığın Faust'undan sadece bir kedinin matematikten anladığı kadar anlarsin.
    Iste böyle aptal, yararsiz, böyle boş ve maymunsu birisin sen Küçük adam.”
  • Saçmalarından silahlı kuruluşlar oluşturuyor ve bir Yahudi'nin ne olduğunu bile söyleyemeyen sen, on milyon insanı, on milyon «Yahudi »yi doğruyorsun. İnsan bu yüzden sana gülüyor, bu yüzden ciddi bir işi olduğunda sana bulaşmamaya çabalıyor ve bu yüzden sen, batağa saplanıyorsun.
    «Yahudi» sözcüğünü söylerken kendini üstün insan sanıyorsun, bu sözcüğü söylemek sana üstünlük duygusu veriyor. Buna gereksinmen var, çünkü gerçekten de duyguların acınacak durumda."

  • Boks maçı yerine kitapçıya git, eğlence merkezlerine gitmek yerine uzak ülkelere seyahat et. Doğayı düzeltmeye çalışma, onu kavramayı ve korumayı öğren…”

  • Bir kadını ben, onunla nikahlı olduğumu kanıtlayan evlilik cüzdanım olduğu ya da cinsel gereksinimimi giderebilmek için değil, sahiden değer verip sevdiğim için kucaklarım.”

  • "Senin cinsel açlık içinde olduğunu, diğer cinsten insanlara nasıl şehvetle baktığını, dostlarınla aşk meseleleri üzerine pis şakalar yaptığını, pis pornografik fantezilerin olduğunu sen biliyorsun, ben biliyorum, herkes biliyor (...) Senin kafanda her türlü ahlaksızlık marifeti oluşuyor. Benim sevgiyle kucaklayışım senin yaşamında pornografik bir sahne haline geliyor. Benim neden söz ettiğimi bilmiyorsun küçük adam.
    Bu yüzden hep geride kaldın küçük adam."

  • Senden başka hiç kimse senin kurtarıcın olamaz!”

  • "Daha yüzyıllar boyunca dostlarını öldüreceksin ve bütün halkların, proleterlerin önderlerini efendilerin olarak ödüllendireceksin. Bir efendinin ardından diğerini yücelteceksin. Sen yüzyıllar boyunca yaşamı korumak yerine kan dökeceksin, celladının yardımıyla özgürlüğünü temellendirdiğine inanacaksın..."
  • "Evlilikten doğmuş çocukları meşru, "evlilik dışı" çocukları gayrimeşru olarak ayıran sen değil misin? Yeni doğmuş İsa'yı yüceltiyorsun. Yeni doğmuş İsa evlilik cüzdanı olmayan bir anneden doğmuştu. Sen evlilik dışı doğmuş, evlilik dışı çocuk tanımayan İsa'yı tanrının oğlu katına yükselttin. Ve sonra kendi küçük gerçekliğin içinde gerçek sevgin ve gerçek nefretinle dinsel kanunlara dayanarak çocuklara saldırıyorsun, sen sefil bir küçük adamsın! Sen otomobilinle büyük Galile'nin tasarladığı köprülerden geçiyorsun. Bütün dünyanın küçük adamı, sen büyük Galile'nin evlilik cüzdanı olmadan üç çocuk sahibi olduğunu biliyor musun? Bunu okuldaki çocuklardan saklıyorsun ve Galile'ye bu yüzden acı çektirmiyor musun?"

  • "Bu dünyada benim kim olduğuma karar verecek olan yalnızca benim, başka hiç kimse değil. Ben biyolojik ve kültürel bir melezim ve bütün sınıfların, ırkların ve ulusların fiziksel ve zihinsel ürünü olmaktan, senin gibi saf ırk olmamaktan, şovenist olmamaktan ve bütün sınıfların, ırkların ve ulusların küçük bir faşisti olmamaktan dolayı gurur duyuyorum."

  • "Sende gerçek büyük adamı tanıyabilecek his ve göz yok. Onun varlığı, acıları, özlemleri, kavgaları, senin için verdiği mücadeleler sana uzak ve yabancı şeylerdir."







                                                                                                                                                                                  
YAZAR HAKKINDA
24 Mart 1897'de Galiçya'nın Dabzou kasabasında ( Ukrayna) doğmuştur. 1918 yılında Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesine girmiş ve tüm dallarda başarılı olarak 1922 yılında mezun olmuştur. Bu süreçte psikanalize ilgi duymaya başlamış ve Freud'un yakın ilgisiyle Viyana Psikanaliz Derneği'ne üye olmuştur. Mezuniyetinden sonra burada bir çok çalışmalara katılmıştır. Ayrıca Viyana üniversite hastanesinde nöropsikiyatri bölümünde asistan olarak 2 yıl çalılmıştır. Freud'un libido kuramını hem siyasal toplumsal bir çerçeve içine oturtmak hemde biyolojiye bağlamak çabası içine girmiştir. 1927 de bu çalışmaları üzerine ilk kitabını yayınlamıştır. Hitler'İn yönetimi ele geçirmesiyle Viyana ve oradan Danimarka'ya kaçmıştır. Bu arada psikanalizden de oldukça kopmuştur. 1956 yılında yaptığı çalışmalar nedeni ile hakkında soruşturmalar başlatılmış ve 2 yıl hapis cezası çıkartılmıştır. 23 Ağustos 1956 yılında New York'ta Reich ve arkadaşlarına ait tüm çalışmaları kapsayan 6 ton kitap yakılmıştır. Mart 1957 yılında Lewisburg cezaevine giren Reich aynı yıl orada hayatını kaybetmiştir.


Devamını oku »